54 ve Garage

Lounge kullanıcısının resmi

54 ve Garage...

Tarihteki en önemli iki kulüp Studio 54 ve Paradise Garage oldu. Club kültürü ve yeni eglence anlayisi bu mekanlarda olustu, Disco müzikten türeyecek olan House, Techno ve Trance gibi müziklerin temelleri atildi. Mikhail Baryshnikov, Jacqueline Bisset, Grace Jones gibi isimlerin takip ettigi 54’te kapi görevlisi kavrami yepyeni bir anlam kazandi. Oldukça genis (?) bir yetki alanina sahip olan kapi görevlileri, içeride yaratilmak istenen ambiansi adeta yemek yapar gibi hazirliyorlardi. Biraz gay, biraz lezbiyen, biraz zenci, bir miktar tuhaf kilikli insan.Yemek tarifleri ise yaradi ve sonunda kapi görevlileri clubber’lar için bir kâbus haline geldi. Gecenin sogugunda upuzun kuyruklarda isinmak için disari sizan müzikle dansetmek, kapidan dönme korkusunun verdigi heyecan, içeri girebilmis olmanin tuhaf gururu olayin bir parçasi haline geldi. “Kim en underground?” sorunsalinin yanina “Kim en V.I.P?” durumu eklendi.

Daha sonralari Garage sound’una adini verecek olan Paradise Garage ise tam bir efsaneydi. Oldukça underground olan mekandaki bas öyle kuvvetliydi ki, birakin mideyi, insanin elini ayagini bile zinlatiyordu. Garage’in unutulmaz Dj’i Larry Levan bir gecede üç ayri müzik sistemi kullaniyordu. Gecenin basinda nispeten yavas müzikleri alelade bir müzik sisteminde çaliyordu. Müzikleri hizladikça daha yüksek kalitede bir sisteme geçiyor, gecenin sonunda ise o dönemde bulunabilecek en mükemmel ses sistemiyle insanlari tabir yerindeyse “uçuruyordu”. Ilk pilotlardan Levan tam bir hipnoz durumu yaratmak amaciyla havalandirma ve isiyi sarkilara göre ayarliyor, belli sarkilar için ortaliga belli parfümler siktiriyordu. Ayrica daha sakin müziklerin çalindigi, taze meyveler, dondurma ve çikolata servis edilen bölme de sefahatin ayrilmaz parçasi “Chill-Out” kavraminin ilk örnegiydi. Bunlarin yanisira Garage’i farkli kilan en önemli özelliklerden biri de hiç alkollü içki satilmamasiydi. Buna ragmen diger kulüplerle kiyaslandiginda Garage’da çok daha az uyusturucu kullaniliyordu. Çünkü Garage atmosferinde insanlarin uyusturucusu ve uyaricisi, müzigin kendisiydi.

Eskiden underground’du, simdi televole oldu...

Disco kültüründe sadece Dj degil, kulüpte dansedenlerin hepsi birer yildizdi. Etnik, sinifsal ve kültürel ayrimlar dans pistinde yokoluyordu. Haftaiçi garsonluk ya da tezgahtarlik yapan siradan gençler cumartesi gecesi birer disco krali ve kraliçesine dönüsüyor, kendilerine özgü dans figürlerini sergiliyorlardi. Club merkezli bu yasam, sürekli haftasonunun beklendigi, “o gece” için hazirlik yapilan bir ritüele dönüstü.

70’li yillar boyunca Disco gitgide daha popüler hale geldi, underground bir hali kalmadi. Jet sosyete, gayler, zenciler, beyazlar, kapitalistler, Marksist’ler... herkes Disco atesinden nasibini aldi. Kulüplere giderken giyilen abartili kiyafetler, deri pantolonlar, platform topuklar günlük modanin bir parçasi oldu. 80’e dogru Disco’nun iyiden iyiye ayaga düstügünü gören müzisyenler eski günlerdeki gibi güzel güzel eglenebilmek için söhret ve paradan vazgeçip, projelerini durdurdular. Sürekli eski günlerin çok daha güzel oldugundan bahsetmek, herseyin yeni basladigi bir zamanda Club kültürünün bir parçasi haline geldi. 80 basinda Disco atesi söndü, platform topuklar ve renkli peruklar dolaplara kalkti. Ilerleyen yillarda Disco’nun küllerinden New York’ta Garage, Chicago’da House, Detroit’te ise techno dogacakti.

Acid House, Summer of love, Rave
Chicago’dan Londra’ya ...

70’ler ve 80’lerde Amerika’da ortaya çikan Disco, Hi-NRG ve House gibi akimlar Avrupa’da küçük çapta da olsa karsiligini bulmustu. Club kültürünün Amerika’dan sonra en çok kabul gördügü Ingiltere’de 80’ler boyunca, M/A/R/R/S, Cold Cut, Bomb The Bass, S-Xpress gibi elektronik dans müzigi yapan gruplar ortaya çikti. Fakat bu alanda Avrupa’da kitlesel olarak genis ilgi gören ilk akim Acid House oldu. Bu yillarda Avrupa gençligi Ibiza’yi kesfetti. Ingiltere’de de Ibiza atmosferini yakalamak için birtakim partiler düzenlenmeye basladi. Londra’da Heaven, Shoom, ve Project Club gibi kulüpler açildi. Shoom’da Dj Danny Rampling, Heaven’da Paul Oakenfold gibi isimler Chicago House, Acid House, Indie ve Hip-hop karisimi bir müzik çaliyorlardi. Bu dönemde kulüplere gidilirken Ibiza’da geçen yaz tatillerini animsatan yazlik giysiler, özellikle de beyaz tisörtler giyiliyor, fosforlu, parlak renklerle gerçek üstü bir ortam yaratiliyordu. Kisa süre içinde Acid House Londra gece hayatinin önemli bir parçasi haline geldi.

303 State...

Chicago House’un bir alt türü olarak ortaya çikan Acid House varligini Roland TBR-303 adli bas makinasina borçluydu. Roland bu aleti TR-606 davul makinasina tamalayici bir unsur olarak 1981’de piyasaya sürdü. Tek oktavlik klavyesi ve alti ayar dügmesi olan 303’ün satislari öyle kötüydü ki iki sene sonra piyasadan kaldirildi. TR-909’un ortaya çikisiyla eski davul makinalari da tarihe karisti. Fakat Chicago’daki House müzisyenleri 80’lerin ortasinda 303’ü tekrar kesfettiler ve üretimi durdurulup bir kenara atilan bu küçük kutudan Acid House denen müzigi çikardilar.

Dj Pierre ve arkadasi Spanky kendilerine bir 303 aldiklarinda aleti kullanim kilavuzunda yazildigi gibi, bas melodileri yazmak için kullanmayi amaçliyorlardi. Fakat aletin üstündeki ayarlar ve rezonans filtreleriyle sesleri tamamen degistirebildiklerini farkettiler ve sesler üzerinde oynamaya, olanaklarin sinirlarini zorlamaya basladilar. Acid soundu 303’ün içinde zaten vardi diyen Pierre ve Spanky yaptiklari kayitlari The Music Box adli kulübün ünlü Dj’i Ron Hardy’ye verdiler. Benzeri kayitlar korsan kasetlerle yayildi ve insanlar müzik dükkanlarina gidip bu tuhaf müzigi aramaya basladilar. Acid House’a adini veren Pierre, bu adi seçerken psikadelik özelliklerinden dolayi Acid Rock’tan etkilendiklerini ve de LSD’yle ilgisi olmadigini, kendisinin de hiç uyusturucu kullanmadigini söylüyordu.

Ayni dönemde Phuture, ardindan da Slazy D, Adonis, BamBam gibi Dj’ler de 303’ü kullanmaya basladilar. Iki sene sonra Acid House’u kesfeden Avrupa’li müzisyenler 303’ü degil de bir sonraki modeli olan 909’u tercih ettiler. Fakat simdi bile birçok müzisyen bir klasik olan 303’ün yerini hiçbir aletin tutamayacagini söylüyor. Kimilerine göre tekerlek gibi, asla eskimeyecek ve degismeyecek bir icat olan 303’le elde edilen seslerin ve uyaricilarla beraber yaratabilecegi etkilerin siniri yoktu. Bir süre sonra bu sesler partileri ve kulüpleri sardi. Günes gözlüklü, beyaz tisörtlü gençler kulüpleri doldurdu. Sik ve abartili kiyafetlerle kulübe gitme dönemi kapandi. Rahat dansedilebilen yazlik kiyafetler ve spor ayakkabilar tercih edilmeye basladi. Önceleri underground hippie’lerin kullandigi sari “smiley” sembolü bu yillarda tekrar kesfedildi ve Acid House kültürünün simgesi oldu. Smiley günes, eglence ve mutlulugun sembolüydü. Bir yil içinde Smiley Londra sinirlarini asti ve Avrupa’yi sardi. Avrupa ilk kez dans üzerine kurulu bir altkültür hareketine sahne oluyordu.