Café del Mar

Lounge kullanıcısının resmi

Café del Mar :

 

Ibiza – San Antonio’da bulunmaktadır. Turistlerin yaz boyu o meşhur “sunset at the cafe del mar” gurusunu yaratmış olan Jose Padilla’nın müziği eşliğinde gün batımını seyretmek için deliler gibi akın ettiği yerdir. İlk olarak “Ramon Gurial” , “Carlos Andrea” ve “Jose Les” tarafından 1978’de “The sunset Bar” olarak açılmıştır.

 

Tarzının ambient, chillout, easy listening olduğu mekan kendi CD lerini yayınlamaktadır. Dünya çapında bu güne kadar 9 milyondan fazla albüm satılmıştır. 2005 yazında denizin önüne kurulmuş büyük bir stage ile Cafe Del Mar 25 th yıl dönümünü kutlamıştır. Partide yine CD lerinde parçaları yayınlanan “Tom Oliver” , “Paco Fernandez” La Caina” gibi dj lere yer verilmiştir.

^^^^ Trance müzik ve Tarihi ^^^^

80’lerden bu yana gelişen elektronik dans müzikleri arasında bu resme en son katılan renklerden biri olan Trance, 90’ların başında ortaya çıktı. Bir süre kenarda kaldıktan sonra 90 ortasında sağlam bir geri dönüş yaptı ve günümüzde bu türler arasında en çok tercih edilen müzik oldu.

 

Yeni arayışlar...

 

Disco’dan bu yana çıkan elektronik dans müziklerinin çoğu Amerika’da ortaya çıkmış ve Avrupa’da gelişmişti. Alman kökenli Trance bu noktada bir istisna oldu.

 

90’ların başında House ve Techno kendilerine belli bir yer edinmiş, Acid House’un ortaya çıkışından sonra Avrupa’da ve Amerika’da ardarda yapılan büyük rave partilerle dans müziği Hardcore etkisine girmişti. Arayış içindeki müzisyenler Hardcore’dan uzaklaşırken oldukça farklı yönlere gittiler.

 

Hardcore’a tepki sayılabilecek Ambient, IDM (Intelligent Dance Music) gibi türler ortaya çıktı, Techno avant-guarde ve minimal bir yola girdi. Trance de bu arayış döneminin bir sonucuydu.

Sihirli formül...

 

Trance, 20 yıllık bir elektronik dans müziği zincirinin son halkalarından biriydi. Electronic New Wave, Industrial, Techno, Acid House, 80’lerin psikadelik müzikleri gibi birçok kaynaktan besleniyordu. 20 yılın deneyiminden güç alan Trance, son derece özgün ve yeni, bir yanıyla da insanlık tarihi kadar eskiydi.

 

İlkel kabilelerden günümüze farklı kültürler ve dinlerde birçok noktada yeralan müzikle transa geçme geleneği, Trance müzikte teknolojiyle buluşuyor, kabul görmesi kaçınılmaz bir formül gerçekleşmiş oluyordu.

Hardcore ve Rave’in yaygın olduğu bir zamanda ortaya çıkan Trance, başlangıçta oldukça sert ve soğuktu. Tempo ve ritmik yapı olarak Techno’ya benziyordu.

 

Güçlü bas melodileri üzerine, Acid House’un ortaya çıkmasına sebep olan TBR-303 ve çeşitli synthesizer kaynaklı seslerden oluşan üst melodiler Trance’in belkemiğini oluşturdu. Bu dönemde Avrupa’da yaygın olarak dinlenen "Euro" ya da "Club" denen melodik bir House türevi de Trance’in gelişiminde etkili oldu.

 

Euro’da tekrar edilen canlı ve duygusal melodiler, Trance’te birtakım değişimlere uğrayarak neredeyse durmaksızın devam ediyordu. Genellikle parça beat seviyesinin düşmesiyle bir noktada duruluyor, dinleyici melodiye odaklanıp bekletildikten sonra, beat canlanmış ve yenilenmiş bir halde tekrar müziğe giriyordu. Böylece takip edilen melodi uzatılarak müzikte bir anlatı ortaya çıkıyordu.

Frankfurt Acperience...

 Bu resim küçültülmüştür. Büyük halini görmek için burayı tıklayınız.

 

1991 yılında Dj Dag Lerner ve Rolf Elmer’ın "dance2trance" parçası Trance müziğe adını verdi.

 

Bu sırada Frankfurt kökenli Harthouse, Eye Q Records, R&S gibi Label’lar Trance’in gelişiminde önemli rol oynadı. Harthouse’u kuran Sven Vath, Heinz Roth Mathias Hoffman bu yönde çalışmalar yaptılar. Lerner ve Rolf’un "We Came In Peace" ve Hardfloor’un "Hardtrance Acperience" adlı parçaları erken dönem Trance sound’unun belirleyicisi oldu.

 

Arpeggiators, Spicelab, Barbarella, Oliver Lieb, Cosmic Baby gibi isimler ardarda Trance prodüksiyonları yaptılar.

İngiltere’den Goa’ya...

 

Paul Oakenfold gibi Dj’ler sayesinde İngiltere’de popülarite kazanan Trance; Acid Trance, Hard Trance, Ambient Trance gibi alttürlerin ortaya çıkmasına sebep oldu.

 

Avrupa’dan Hindistan ve Tayland’a kadar ulaştı, Psytrance ve Goatrance gibi belirgin ve güçlü bir yola girdi. Fransa’da Robert Miles, BT ve Sash gibi prodüktörlerin çalışmaları; Almanya’da ise Dj Taucher ve Paul Van Dyk gibi Dj’lerin etkisiyle Trance bugün dinlediğimiz haline yaklaşmaya başladı.

 

Sasha ve John Digweed New York’taki Twilo adlı kulüpte Amerika’yı Trance’le tanıştırdılar. 90’ların sonuna doğru Vincent de Moor ve Ferry Corsten gibi isimlerle Trance mainstream chart’lara girmeye başladı. "Carte Blanche", "Out of the Blue" gibi parçalar dünya çapında hit oldu. İnsanların bir zamanlar burun kıvırdığı Trance tüm dünyayı sardı ve elektronik dans müziğine büyük ölçüde hakim oldu.

 

Trance yaygınlaştığı ölçüde kötü taklitler ve seviyesiz prodüksiyonlar da arttı. Toplama Trance albümleri kamyon dolusu satmaya başladı, her yıl yenilenen Anthem’leri televizyondaki programların jingle’larına kadar girdi.